NE DARBE NE DİKTA; YAŞASIN BAĞIMSIZ, DEMOKRATİK, LAİK TÜRKİYE!
[ KENT POLİTİKALARI VE YAPILAŞMA RANT İÇİN DEĞİL, TOPLUM YARARI İÇİN YAPILMALIDIR ] TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası

İMO ANA SAYFA   ŞUBE ANA SAYFA   ŞUBE İLETİŞİM   ÜYE GİRİŞİ

İMO ANA SAYFA
Üye İşlemleri Referans Belgesi Tescilli İşyerleri Kongre Sempozyum Çalıştay Programı GENÇ-İMO Sıkça Sorulan Sorular

21 KASIM 2017, SALI   

19

KENT POLİTİKALARI VE YAPILAŞMA RANT İÇİN DEĞİL, TOPLUM YARARI İÇİN YAPILMALIDIR

    Yayına Giriş Tarihi: 16.08.2017   Güncellenme Zamanı: 16.08.2017 11:13:03  Yayınlayan Birim: DİYARBAKIR ŞUBE  
 

Güncellenme Zamanı: 16.08.2017 11:12:55

Diyarbakır Şubemiz, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin yıldönümü nedeniyle yaptığı açıklamada, Türkiye topraklarının yüzde 92’sinin deprem tehlikesi altında olduğunu belirterek, “Marmara Depreminin 18. yılında bir kez daha hatırlatmak gereğini duyuyoruz; kent politikaları, yapılaşma; bilime, tekniğe ve akla uygun bir perspektifle, rant için değil, toplum yararı için yapılmalıdır” dedi.

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Diyarbakır Şubesi`nin, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi`nin 18. yıldönümü nedeniyle yaptığı açıklamada, ülke tarihinin en büyük ve sonuçları itibariyle en acı depremlerinden biri olan Marmara Depremi`nin üzerinden 18 yıl geçtiği hatırlatılarak, 17 Ağustos 1999 depreminin binlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına, milyarlarca liralık ekonomik kaybı ortaya çıkardığı belirtildi.  "Bu yıl da, 17 Ağustos Depremi`nin yıldönümü nedeniyle bir kez daha depremi hatırlayacağız. Topraklarımızın büyük bir kısmının deprem tehlikesi altında bulunduğunu kısa bir süre sonra unutacağız" denilen açıklamada, bir süredir Çanakkale, Manisa,  Adıyaman, İzmir ve son olarak da Muğla`da meydana gelen depremlere dikkat çekildi. Açıklamada, Bodrum ve Datça`da yapıların hasar gördüğü, deniz kıyısında bulunan tekne ve otomobillerin üst üste yığılarak çalışamaz hale geldiği, can kaybı olmasa da panik ve korku ile koşuşan ve pencerelerden atlayarak yaralanan insanlar olduğu vurgulandı.

Kuzey Anadolu Fay Hattı  

Kuzey Anadolu Fay Hattı`nın dünyanın en tehlikeli faylarından biri olduğuna işaret edilen açıklamada, "Bingöl ilimizin Karlıova ilçesinden başlayıp Marmara Denizi`ne uzanan, oradan da Yunanistan`a geçen bir fay hattıdır. Bu fayın herhangi bir yerinde oluşan deprem, başka bir yeri, yeni bir depremle karşı karşıya bırakır. Bu nedenle 17 Ağustos Gölcük merkezli deprem, İstanbul`u deprem tehlikesi ile karşı karşıya bırakmıştır. Kuzey Anadolu fay hattının ürettiği tarihsel depremlere baktığımızda, yaklaşık 250 yıllık dönemlere denk gelen ve büyüklüğü 7 ve üzere büyüklükte olan depremlerin olduğunu görüyoruz. 1766 depremini dikkate aldığımızda 250 yıllık periyoda ulaşıldığı anlaşılmaktadır. Artı/eksi birkaç yıl sarkabilir. Yine İstanbul`un yaşadığı ve küçük kıyamet olarak bilinen 1509 yılı depremi ile 1766 yılında yaşanan deprem arasında 257 yıllık bir dönem var. 7 ve üzeri bir depremin olma olasılığını bilim insanları yüzde 63 olarak öngörüyorlar. Açıkçası İstanbul`un yakınından geçen fayın üreteceği bir depremden kaçma şansımız hiç yoktur" diye kaydedildi. 

‘Ülkemizin toprakları deprem tehlikesi altındadır`

Açıkçası ülke topraklarının yüzde 92`sinin deprem tehlikesi altında olduğu; yüzde 66`sının da birinci ve ikinci derecede tehlikeli deprem bölgesinde yer aldığı kaydedilen açıklamada, şunlara yer verildi: "Nüfusu bir milyonun üzerinde bulunan 11 büyük kent ve ülke nüfusumuzun yüzde 70`i, deprem tehlikesi altında bulunuyor. Yine,  büyük sanayi tesislerinin yüzde 75`i de deprem tehlikesi altındadır. Üstelik bu tesisler Doğu Marmara`da toplanmıştır. Ülkemizin topraklarında 1900`lü yılların başından günümüze kadar otuza yakın büyük ölçekli deprem meydana gelmiş ve resmi kayıtlara göre 100 binden fazla insan hayatını kaybetmiş, binlerce insanımız yaralanmış, binlerce yapı yerle bir olmuş veya önemli ölçüde hasar görmüştür. Ayrıca kırsal alanda değil de kentleşmiş alanda yaşamış olduğumuz bir depremdir."

 ‘Bilim ve mühendisliğin gerekleri yapılmalı`

Depremin bir doğa olayı olduğu, bu gerçeğin kabul edilerek bilimin ve mühendisliğin gereklerinin yapılması talep edilen açıklamada, "Depremle birlikte ortaya çıkan can ve mal kayıplarını  ‘kadere` bağlayarak sorumluluktan kaçıp kurtulma anlayışı doğru değildir. Her afetten sonra sık sık yapılan ‘yara sarma` anlayışının dışında bilimin, tekniğin, mühendisliğin ve aklın gerektirdiği işlerin yapılması öncelikler arasında yer almalıydı. Yapılarımızın deprem riski taşıması değil deprem güvenliği olacak şekilde üretilmesi gerekirdi. Bu anlayış doğrultusunda alınacak önlemlerle deprem zararlarını kabul edilebilir sınırlara indirmek mümkün olabilirdi."

Depreme hazırlık

"Ülkemizi, kentlerimizi, yapılarımızı depreme karşı hazırlamanın üç temel yolu bulunmaktadır" denilen açıklamada, şu uyarılar yapıldı: "İlki mevcut yapı stokunun iyileştirilmesi, onarılması ve güçlendirilmesidir. İkincisi yeni yapılacak olan yapıları; bilimin, tekniğin ve mühendisliğin ortaya koyduğu ilkeleri yapı üretim sürecinin içine sokmaktır. Bu nedenle proje üretim sürecinden başlayarak yapı üretim sürecinin tüm evreleri sertifikalı mühendisler tarafından denetlenmelidir. Ayrıca ortaya çıkabilecek riski azaltmak için yapıların sigorta kapsamına alınması da deprem zararlarını azaltmanın bir yolu olarak söylenebilir. Yaşamış olduğumuz orta büyüklükte bir depremde bile yapılarımızın hasar görmesi ve can kayıplarının ortaya çıkması yapı stokumuzun büyük bir risk taşıdığını önümüze seriyor. Ülkemizde yaklaşık olarak yirmi milyon mertebesin de yapı stoku bulunmaktadır. Fakat yapı envanteri ile ilgili olarak bütünlüklü bir çalışma ortaya konmamıştır."  

Kentsel dönüşüm

Depreme karşı yapı stokunun güvenli hale getirmek iddiasıyla başlatılan kentsel dönüşüm uygulamalarının, yeni sorun alanları yarattığı belirtilen açıklamada, bütünlüklü bir planlama yerine parçacı bir anlayışla yapıların yıkılıp yeniden yapıldığı vurgulandı. Kentsel dönüşüm uygulamalarının daha çok rantın yüksek olduğu yerlerde yapıldığı ifade edilen açıklamada, kentsel dönüşümün; sosyal adalet, sosyal gelişim, sosyal bütünleşme, tarihi ve kültürel mirasın korunması, zarar azaltma ve risk yönetimi ile birlikte kapsamlı ve bütünleşik bir şekilde ele alınması gerektiğine dikkat çekildi.

Meslek Odalarının toplumsal yaşamda büyük bir öneme sahip olmalarının göz ardı edilmeyeceği belirtilen açıklamada, "Mesleki alanımıza ilişkin mevzuatta kabul edilemez köklü değişikliler yapılmıştır. Bu değişiklikler Meslek Odalarını güçsüzleştirecek, Oda-üye ilişkisini zayıflayacaktır. Mevzuat değişikliklerinin yapı üretim sürecini denetimsizliğe ve bilgisizliğe mahkum edecek hükümler içermesi, yapı üretim sürecini olumsuz olarak etkilemektedir" denildi.

 ‘Kaliteli bir eğitim yapılmıyor`

"Marmara Depreminin 18. yılında bir kez daha hatırlatmak gereğini duyuyoruz; kent politikaları, yapılaşma; bilime, tekniğe ve akla uygun bir perspektifle, rant için değil, toplum yararı için yapılmalıdır" diye kaydedilen açıklamada, şu uyarılar yer aldı: "Yapılarımızın önemli bir kısmı kaçak ve mühendislik hizmeti almadan üretilmiştir. 17 Ağustos Depremi yapılarımızın yüzde 25`ini oturulamaz duruma getirmiştir. Orta ölçekli depremlerde bile yapılarımız hasar görüyor can kayıpları oluyor. Bilimin, tekniğin ve mühendisliğin gerekleri yapılmıyor. Deprem yönetmelikleri uygulanmıyor, yapı denetim mekanizması işlemiyor. Her yıl çok sayıda mühendislik diploması verilmesine rağmen kaliteli bir eğitim yapılmıyor. Oldukça fazla yüksek yapı yapılmasına rağmen bu yapılarla ilgili bir yönetmeliğimiz bile yok. Profesyonel mühendislik yaşamının düzenleyicisi olması gereken meslek Odalarının yetkileri giderek budanıyor. Ticari kaygı teknik kaygının önüne geçiyor. Biz İnşaat Mühendisleri Odası`nın yöneticileri olarak geleceğe endişeyle değil, güvenle bakmak istiyor ve bu isteğimizin her zaman arkasında olacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz."


Okunma Sayısı: 70

Diyarbakır Şube Kaynaklı Gündem »
Tüm Gündem »

Sayfayı Yazdır